16/12/2011
Gölbaşı (Harmanlı) havzasına
termik santral yapımı, ilk kez 1998 yılında gündeme geldi. Fakat
Harmanlı kömür ocağının o zamanki sahibinin sermaye yapısının
uygunsuzluğu ve uluslararası ortak bulunmaması bu projeyi kısa sürede
gündemden düşürmüştü. Aradan on üç yıl geçtikten, kömür ocağı el
değiştirdikten sonra bu bölgeye termik santral yapımı tekrar gündeme
geldi. Bu kez sahip, Türkiye zenginlik sıralamasında ilk yüze girmiş bir
holding. Belli ki proje kaldığı yerden devam edecek.
Şirket,
arazileri satın almaya başlamış; muhtemelen fizibilite çalışması da
tamamlanmıştır. Yani projenin uygulanmasına başlanmış denilebilir. Buna
karşın henüz halkımızdan duyulabilir bir tepki gelmedi. Belki de santral
yapılıp bölgeye olumsuz etkileri ortaya çıkana dek herhangi bir itiraz
gelmeyecek. Görünen o ki arazi alımına, sahiplerinin bile ekonomik
olarak değersiz bulduğu kısmen atıl bölgeden başlanmış olması, halkta
ikna edici bir etki yaratmış. Konukoğlu şirketinin, ortaya çıkacak olası
muhalefeti engelleyici cömertliğini de buna eklemek gerek.
Bizim
gibi olayı çevre ve insanlığın geleceği açısından ele alanlar, ekonomik
parametrelerle açıklanan faydalar karşısında etkili olamayacak. Her
toplumsal muhalefette olduğu gibi termik santral yapımına itirazımız da
muhasebe teknikleriyle yapılan hesaplarla etkisizleştirilmeye
çalışılacak. Santralin bölgeye getireceği ticari hareketlilikten,
yaratacağı istihdam olanaklarından, “Gölbaşı'nın çehresini değiştirecek”
yan faaliyet alanlarından, ülkenin elektrik gereksiniminden söz
edilecek. Çevreye vereceği zararın ise filtre takılarak engelleneceği
söylenecek. Hiç kimse, orada üretilecek elektriğin, gereksiz yere
aydınlatılan birkaç otoyol kavşağından tasarruf edilecek elektriğe denk
olduğu ile ilgilenmeyecek. Bu bakış açısına bir şeyin fiyatı ile
değerinin aynı şey demek olduğunu da anlatamayacağız.
Gittikçe
ağırlaşan ekonomik sorunlar, bu sorunu yaşayan insanları, kısa vadeli
çözüm üreten projelere katkı vermeye hazırlar. Hele o proje, kişiye
küçük de olsa bir pay alacağını vaat ediyorsa onu, projenin uzun vadede
yol açacağı tahribata inandırmak daha da güçleşir. Zaten bu santralin
yapımını garanti eden en önemli güvence de bu. Fakat bilinmeli ki burada
tartıştığımız santralin ekonomik sonuçları, hummalı bir çalışma sonunda
yeniden dönülen bağcılığın ekonomik ve sosyal getirisini karşılayacak
düzeyde olmayacaktır.
Doğrusu Harmanlı kömürüyle elektrik üretimi
yapacak bir santralin bölgede yaratacağı en inandırıcı değişiklik
“Gölbaşı'nın çehresinin değişecek” olmasıdır. Çevre duyarlılığı ile
bakıldığında bu öngörünün ne kadar inandırıcı olduğunu daha net
görebiliriz.
Bilindiği
gibi çevreci anlayış, canlıları ön plana çıkartır. Doğal olarak çevreci,
maliyet hesabına hava, su, toprak, bitki örtüsü; canlılar ve zaman gibi
ekosistemi oluşturan bütün unsurları da katar. Maliyet hesabını bu
ölçütlerle yapan çevreci, 1 kw/saat elektrikle, 1 cm3 hava, 1cm2 toprak
mübadelesinde havanın ve toprağın fiyatını elektrikle eşleşemeyecek
düzeyde tutar. Çevreci için ölçü fiyat değil, bölgenin taşıdığı
değerdir.
Neden?
Çünkü
teknoloji, elektrik üretimi için birçok alternatif yol bulmuş olmasına
rağmen henüz toprak, hava, su ve insan üretmenin yolunu bulamamıştır.
Sanırım şu çarpıcı bilgi, canlılığın sürdürülebilmesi için tercihimizi
hangi yönde yapmamıza yardımcı olur: Sadece bir santim kalınlığındaki
toprağın yeterli fosil, orman, zaman, iklim ve topoğrafik koşulların en
elverişli olduğu yerde oluşumu en az 100 yıl gerektirmektedir.
Gölbaşı
havzasının toprağı birinci sınıf ve her türlü tarımsal üretimin
yapılabileceği özelliğe sahiptir. Burada yapılan tarımsal çalışmalarda
bu gerçek görülmektedir. Gölbaşı havzasının, Harmanlı’dan İnekli’ye
kadar ortalama bir metre kalınlıkta (tarımsal üretime elverişli) toprağa
sahip olduğunu varsayarsak, yukarıda belirtilen ideal koşullarda bu
toprağın oluşumu için gerekli süre en az 10 bin yıldır. Göller
çevresinde yapılan hafriyat çalışmalarında görüldüğü gibi kimi yerlerde
tarıma elverişli toprak kalınlığı en az 10 metredir. Görülüyor ki
sürdürülebilir bir yaşam ortamı ve daha birçok mantıklı gerekçeyle bu
anlamsız ve mantıksız projeye karşı çıkılmalıdır.
Gölbaşı
havzasının ekolojik konumundan söz ettik; biraz da termik santralin
yapılması durumunda ortaya çıkacak sorunlardan söz edelim. Benim burada
sıralayacaklarım olası sorunlar değil, çevreye etkisi değerlendirilmeden
yapılmış ve yıllardan beri işletilmekte olan santral alanlarında
yaşanan sonuçlardır. Hemen hemen Türkiye’deki kömürle çalışan tüm termik
santrallerini ve çevreye verdiği zararı gördüm. Bundan dolayı henüz
kömür özelliği taşımayan, ancak yanma özelliği olan toprak
diyebileceğimiz bir fosil yakıtla çalışan santralin yaratacağı tahribatı
tahmin edebiliyorum.
Afşin Elbistan, Tavşanlı Tunçbilek, Manisa
Soma, Muğla Yatağan termik santrallerinin çevreye etkisini gördükten
sonra, Harmanlı termik santralinin faaliyete geçmesiyle olabilecekleri
tahmin etmek daha da kolaylaşıyor:
- Santral işletilmeye açıldıktan beş yıl sonra, üç kilometre çapındaki arazide bütün canlılık yok olmaya başlayacak,
- Kullanılacak
kömürün yandıktan sonra hacminin azalmadığı bilinen bir gerçek; her gün
yanan yüzlerce ton kömürün bir o kadar da atığı olacaktır. Atıklar, her
beş yılda göçük tehlikesi yaratan yapay kül dağları oluşturacaktır.
Bölgede, kül dağlarının güvenle konuşlandırılacağı bir yer yoktur.
Muhtemelen Göksu vadisi atık merkezi olacaktır. Kül dağlarının Göksu
vadisini çölleştireceğini ve Göksu’da abdest bile alınamayacağını
şimdiden ilan edebiliriz.
- Kömür havzasında
oluşacak çukur, kaçınılmaz olarak Harmanlı’nın altını oyacak; kasabanın
tahliyesi gündeme gelecektir. Zamanla yapay gölete dönüşecek çukur,
gölbaşı ve göl için tehdit oluşturacaktır.
- Harmanlı
kömürünün hava ile birleştiğinde çıkardığı metangazı, yanmasıyla ortaya
çıkan gazdan daha tehlikelidir. Bunu Harmanlı’da yaşayan herkes bilir.
Ne kadar derine inilirse o kadar fazla ortaya çıkacak olan metangazı,
katı atıkların aksine daha geniş bir alana yayılacaktır.
- Erkenek
tarafından gelen Kuzey rüzgârları Gölbaşı’nın klimasıdır. Bu rüzgârla
birlikte gelen gaz kütlesi, Gölbaşı halkını boğacaktır.
- Doğanın milyonlarca yılda oluşturduğu bu harika coğrafya, yirmi yıl sonra bir daha yaşanmayacak hale gelecektir.
Bütün
bunları sorun etmeyelim, yaşam alanımız yaşanmaz hale gelirse, başka
yaşam alanları buluruz diyelim; peki, gerçekleşmesi durumunda insanları
göçe zorlayarak sosyal ilişkilerin bozulmasını telafi edebilecek miyiz?
Akrabanızı, komşunuzu, arkadaşınızı, hemşerinizi yanınızda götürebilecek
misiniz? Bilinmeli ki yüzlerce yıllık eçmişe dayanan sosyal
ilişkilerimiz yaşam alanı dediğimiz ortamın en önemli bileşenlerinden
biridir.
Ozan Yol
ayrımından batıya, Gölbaşı yönüne baktığımızda, sadece İsviçre’de
görülebilecek bir manzarayla karşı karşıya olduğumuzu belki hiç
düşünmedik. Emin olun, üç gölü görüş alanınıza ancak İsviçre’de
sokabilirsiniz. Hatta biraz daha yukarıya, Güneyin tepesine çıktığınızda
bir de nehir denebilecek akarsu (Göksu) görürsünüz (Şu sıralar
hidroelektirik santralleriyle o da payına düşeni almak üzere).
Yukarıda
özetlemeye çalıştığım sonuçları dikkate alındığında her bölge için
geçerli olan karşı görüş, bu olağanüstü özelliklere sahip Gölbaşı için
neden geçerli olmasın? İssizliğin yoğun olduğu bir Güneydoğu kasabası
olması, itiraz hakkımızı kullanmaya engel unsur olmamalı. Gökova,
Akkuyu, Ayder, Bergama o bölgenin insanı için ne ifade ediyorsa İnekli,
Azaplı ve Gölbası Gölleri; Sökünönü, Göksu vadisi de bizim için aynı
şeyleri ifade etmelidir.
Binlerce
yıl sonraki kuşaklara ait kömür yatağını, henüz oluşumunu tamamlamadan
işletmeye açarak geleceğe ait bir miras gasp edildi. Buna bir de hava,
su, toprak, canlı ve zaman gaspını eklemeyelim! Belki gelecek kuşaklar
birinci suç için hoşgörü gösterebilirler ama doğa katliamını, kesinlikle
doğanın kendisi gelecek kuşaklara bırakmadan, kimseyi ayırt etmeden
cezalandıracaktır.
“Be
kardeşim, oraya yapma, buraya yapma ya nereye yapalım, memleketin enerji
gereksinimini nasıl karşılayalım?” diyenler elbette olacak. Onlara,
Güneş, rüzgâr, hidrojen, hidroelektrik ve jeotermal gibi alternatif
kaynaklara yönelin; enerjisi savurganlığına (her bir altını için bir
ampul yakan kuyumcular gibi) son verecek önlemleri alın; dünya
ortalamasının iki katı olan elektrik kaçağını engelleyin diyebiliriz.
Santralin
yapımına karşı çıkmak için çevreci olmaya veya her hangi bir siyasi
tercihe sahip olmaya da gerek yoktur. Doğanın gösterdiği tepki kadar
tepki gösterecek duyarlılığa, bütün kavgaların nedeni olan “yaşam
alanını koruma” bilincine sahip olmak yeterlidir.
Ünal Özmen
ozmenu@gmail.com
www.unalozmen.com